Gamer Kızın Günlüğü - Meta LoL

Gamer Kızın Günlüğü

Benden prenses falan olmaz arkadaş. Bak neden: Yatağa leblebi koymuştum akşamüstü. Sonra yorgunluktan üstüne yatmışım da hiç rahatsız olmamışım ya. Utanmasa yuvarlanıp ağzıma girecekmiş gözgöze geldik uyandığımda. Şimdi soracaksın yatakta leblebinin işi ne diye. Köpüşkom, bitanem için sürpriz hazırlamıştım. Geceleri yatağıma geldiğinde yatağı boş bulmasın istedim. Yorgunum demiştim ya yetmez içim çekiliyordu. Bodrumu su bastı bilmem kaçıncı kere. Soğuk yağmur suyu içine girip girip çıktım. Ayaklarım hala üşüyor mesela. Ayaklarım zaten kolay kolay ısınmaz benim. Hele de kışları frost bite oldu sanıp ampüte edecekler diye aklım çıkar. Tamam ayaklarımı sevmiyorum sadece kendiminkini değil kimsenin ayaklarını sevmiyorum ama sevmek gerekmiyor ki ısıtmak için. Zaten sevmek ısıtır mı? Ben üşürüm genelde. Çok üşürüm. Kansızlık derler ama laboratuvar verileri pek öyle demedi. Üşürüm diye de bu kış ne soğuk yaptı. Sonunda karasal iklim memleketinden ılıman memleketime göç ettim derken aratmadı sağolsun. Öyleyse burda kalmamın anlamı ne ki? Hani ara ara bazı replikler dolanır aklına. Bu ara da aklıma şu dolanıyor: Ben gitmedim gidemedim, kalamadım da… Gitmek zor çünkü hele de ait olmadığın yere gitmek daha zor. Ama daha zoru ait olmadığın yerde kalamamak.  Düşünsene hem her hücrenle nefret ediyorsun ordan hem de açıklanamaz bir şekilde bağlı kalıyorsun. Veya her hücrenle bağlısın bir yere ama bir şeyler eksik bütün hissedemiyorsun. Aklıma dolanmak dedim ya aklım bulanıyor var bir de. Çok veya karışık tatlardan oluşan bir öğünden sonra mide bulanır gibi. Aklım öyle bulanıyor işte. Çok ve karışık. Ama aklımdan sanane arkadaş. Bulanan bir şeyimden bahsedeceksek midem olsun o. Benim midem hep bulanıyor bu aralar. Bulansın ne güzel. Bir de şu ezmeden bulansa, tiksinti gelse ondan. Alışsam onsuzluğa, hiç aramasam. İnsan nelere alışmıyor ben bu ezmeyi yememeye alışamadım. Varsa yoksa ekmek üstü ezme. Yemeği bi kenara itip o ezmeden yemek istiyorum. Yemek yememek de ezme sürmek istiyorum ekmeklere. İki tane midem olsa hatta üç tane, hepsini ezme sürülmüş ekmekle, galetayla, simitle falan doldurmak istiyorum.

Ben her işi  neden bu kadar ciddiye alıyorum ki. İyi midir kötü müdür bilmem. Şu metni kim okuyacak ne yapacak bilmiyorum da ben neden hem ortaya tutarlı mantıklı sürükleyici bir şeyler çıkarmak için uğraşıyorum ve sonra bu duruma kendimi çok kaptırıp oh hayır bu kadar açılma, noktalama işaretleri doğru mu ki, bundan bahsetsem ne olur diye geriliyorum. Dediğimiz gibi bıraksanız makale yazacağım. Oysa güzel bir giriş olmuştu. Kendimi bir süreliğine prenses olamamış köylü gibi hissetmiştim. Burdan yürümeye devam etmeliydim.

Ben bu mahalledeki köpeklere ekmek veriyorum her gün. Her gün beş ekmek özenle üç parçaya ayrılıp atılıyor bu kuzucuklara. O kadar korku dolular ki ne yaşamışlarsa artık, yanlarına yaklaşamıyorsun. Ekmek atıyorsun korkup aksi yöne doğru koşmaya başlıyorlar. Canım yanıyor benim böyle şeylerden. Hayvanlar incinmesin mutlu yaşasınlar. Bence bu bir sınav değil eğer o kadar övülen bir yaratıcı varsa ve bütün bu olanlara göz yumuyorsa ben cehenneminde yanmaya hazırım çünkü ben onu yok sayıyorum. Cennet cehennem demişken köpeğim benimle bu ikisinden birine gelmeyecekse zaten oraya gitmenin de bir anlamı yok. Umarım bunları okumuyorsundur can. Her neyse konuya burdan girmeyecektim aslında. Geçen gün yine bu köpeklere üçe bölünmüş beş ekmeği attım. Hiçbiri ortalıkta yoktu daha. Sonra bir tane çelimsiz gri olanı var o kadar korkak ki başlarda onu dişi sanıyordum. Neyse bu bizimki geldi o küçücük parçaları tek tek ağzına sığdırmaya uğraşarak toplamaya çalıştı. Kah düşürdü kah boğulacak gibi oldu ama başardı ya velet. Sonra sevinçle bayırdan aşağı koşturmaya başladı. Acaba yavrularına mı götürüyordu onları diye düşündüm. Sonra düşündüm ki erkek köpeklerin yuva ve yavru bilinci var mı ki. Bu sorunun ilk kez aklıma düşmesi de ilginç elbette. Neden olmasın. Yavru demişken benim bitanemin asla yavrusunun olmayacak olması.. Onu kaybettiğim zaman ne yapacağım onsuz bi parçasız yapayalnız, geçirdiğimiz her günün her saatin muhasebesini yapıp acaba şunu şöyle yapabilir miydim böyle olabilir miydi diye acıdan kıvranmak istemiyorum. Ancak bu kaçınılmaz gözüküyor. Ben onu her hadım edişimizi hatırladığımda üzüntüden boğulacak  gibi oluyorum. Öldüğünü düşününce aklımı şaşırıyorum, dünyam kararıyor. Umarım o zaman geldiğinde bunun için yeterince güçlü olurum. Aksi halde hayatımda kayıp bir yıl yaşayacağım kaçınılmaz bir gerçek.

Ezmeyi kesmeye karar verdim. Öyle bir anda bıçakla keser gibi bitmez tabi. Başta sadece kahvaltılarda sonra onun da dozunu azaltarak çıkarmak hayatımdan en kolayı olacaktır herhalde. Hayatımdan çıkarılacak onca şey varken ezmeye takılmadım tabi ki. Mesela şu sigara zıkkımını da bırakabilmek güzel olurdu. Her şeyinden nefret ediyorum. Başlama nedenimden bile. Kokusundan varlığından, yokluğundan, onsuz kalmaktan. Bırakmalar zor işte. Hep güneş açsa bırakmak daha kolay olur. Güneş demişken evrenle titreşimimi kaybettim. Boşlukta savruluyormuş gibi bir his. Kimsesiz gibiyim yapayalnız gibi. Çoklarının sandığının aksine o boşluk öyle tanrısal fikirlerle de dolmuyor. Kadın demiş ki ben bu kadar yalnız kalmayı hakedecek ne yaptım. Bunu ben demiştim ben! Çalmışlar. Veya great minds think alike. Bana çalmış olma ihtimalleri daha yüksek geliyor. Hahaha! Islak mendillere ne demeli. Her derde deva. Elini sil sabun olsun, montunu elbiseni sil deterjan olsun. Nedense şimdi de tuzlar düştü aklıma. Tuzlar deyince de büyük hanım düştü tabi. Büyük hanımla bozuğuz ve ben bunun için kılımı kıpırdatmayacağım. Son yaşadıklarımdan sonra kimse için kılımı kıpırdatacak motivasyonum kalmadı. En iyisi güneş açmaya devam etsin. Hiçbir zaman soğuk olmayan ama sıcaktan da bayıltmayan memleketlerde yaşayayım ben. Bir de denizsiz olmaz. Deniz olmayan memleket eksiktir, boştur.

Yaz geldiğinde bahçeye hamak ve şezlong kurup kah birinde kah ötekinde kitap okuyacak mıyız. Üç sene önce olduğu gibi. Olmaz saçma. Ben üç sene önceki kadar huzurlu değilim bir kere. Üstelik kitap okumaya hiç vaktim yok artık. Her ay bir kitap bitirebilince seviniyorum. Çoğu zaman o da denk gelmiyor aylarca. Şimdi yürüyüşe çıkmam lazım döndüğümde bu konuya detaylı ineriz.

Aman ne inicem detayına ya okuduğum kitaptan sanane arkadaş. Bu aralar iştahım açık. Özellikle de tatlı yiyesim var. Oysa bence artık yemek diye küçük haplar yediğimiz yiyeceğimiz zamanlar gelmeli. İştah konusu bitmeli yemek görev olarak yenmeli. Böylece aç gözlülüğün obezitenin, gıda eksikliği ve eşitsiz dağılıma engel olunmuş olmaz mı? Bence mantıklı zaten beni bi gün bi yerde yönetime getirseler şişmanları ülkeden sürerdim. Hahaha. En kibarından böyle diyelim. Aa faşiste bak. Hadi o zaman bu konuyu kapatalım. Yine bir aşkı memnu seansı var buralarda. İnsan yüz kere izlese yüzünde de ciddiye almadığı için bıkmıyor. Nasıl dizi yapmışlarsa. Oysa ben iftarlık gazozu da çok beğendim ama bizimkileri bir türlü gitmeye ikna edemedim. İkna olmasına oldular da vakit uyduramadık bir türlü. Çok yoğun pek çalışkan insanlarız ya. Mesela benim günde kaç saat mesaim var bilmiyorum. Bugünleri özleyeceksin diyorlar umarım özlemem. Özleyenlerin şartlarıyla yaşamıyorum çünkü bugünlerimi. Bugüne kadar zor oldu ama bu yıldan itibaren atılım yapacakmışım kim sorarsa. Ben oysa hala dokuz -dokuz -dokuzluk sisteme tabi olduğumu sanıyordum. Eğer öyle değilsem canıma minnet. Bir sene daha bunu mu çekeceğim. Çekmeyeceğim arkadaş. Neredeyse istediğim gidip alacağım. Hahaha. Arada da böyle güleyim. Kelime gibi çıkıyor ordan da yırtarız. Dedim ve kafamı cama doğru çevirince bizimkini gördüm. Etrafı kolaçan ediyor. Oraya ekmek atıldı ama keşke bana atılsaydı der gibi dertli. Bugün dış parazit ilaçlarını yaptık. Yağmurdan çamurdan sırası gelmemişti. Bir de benden kaçacak mı tepkisi ne olacak acaba diye kara kara düşünmüştüm. Kapıyı açıp kafasını öpüp ilacı üstüne bocalamam bir oldu. Sonra döndü berikine, bana ne yaptılar şimdi bak hele diye bakış attı yavrum ya. Bahardan çalma bir gündü bugün yine. Nedense kafam hep sofyaya gitti bugün. Ruhum bir yolculuk yaptı o tarafa sanırım. Aslında gidesim de var bu aralar. Daha sokaklara insanlara anılarıma veda edemedim. Bunu yapmaya hazır mıyım bilmiyorum ama vedalara kolay kolay hazır olunmaz herhalde. Kaldı ki üzerinde düşünecek çok da vaktim yok. İnsan düşününce olmadık insanları bile özlüyormuş gibi geliyor. Oysa özlediklerim o anlarda hissettiklerim herhalde. Hahaha. Yine şahsımla ilgili gereksiz detaylara girdim. Silemiyorum da çok güzel kalabalık ettiler buraya şimdi. Yemek pişiyor. Açım. Açlıktan düşünemiyorum doğru düzgün. Belim ağrıyor. Belim dehşetli bir şekilde ağrıyor. Normalde dehşetli bir şekilde diye bir sıfat tamlaması olmaz. Ama burda oluyor işte. Üstüne üç cümle daha yorum yazdım fena mı. Bir de kasıklarım ağrıyor. Üşütmüş olabilirim. O gün o buz gibi suya girdiğimde vücudumun her yerine iğneler batmış gibi olmuştu. Çenem ayrılacak sandım titremekten. Düşününce hala ürperiyor insan. Kamu spotunuza da koyayım ayrıca. İnsanın sigara içesini getiren kamu spotu mu olur. Şişmanlarla alay edin utanıp rejim yapmaya karar versinler diyen bir bakanın yönettiği kurumdan şişmanlık genini bulup mutasyona uğratıp şişmanlığın kökünü kazımayı keşfetmesini beklemiyoruz tabi ki. Ne kadar çok dizi var lüzumsuz. Hala televizyon izleyen insanlar var mı. Gerçekten insanın beyni akıyor kulaklarından alışkanlık da yapıyor meret. Benim yine belim çok pis ağrımaya başladı. Hiç kesilmemişti gerçi de dayanılmaz bir hal almaya başladı. En iyisi biraz mola verip dinlenip gelmek. Umarım internetimiz gitmemiş olur bu arada. Ama bir yüz kelime daha yazsak çok güzel olacak. Bende de böyle bir takıntı var işte. Yuvarlayacağım illa bi sayıları bir yerlere. İlla hedefler koyulacak önüme yapamazsam uykularım kaçacak huzursuz olacağım. Ne gerek var oysa. Ne zaman olursa nasıl olursa olsun yaparız işte. Kaçıyor mu hayat? Bu neyin acelesi böyle? Oldum olası sabırlı bir insan olmadım. Bir de takıntılı olmak işimi hiç de kolaylaştırmıyor. Ha gayret az kaldı. O dizi için kilo verdim bu film için kilo aldım bakın işini ne kadar seven ciddiye alan bir oyuncuyum ben böyle ukalalığınızdan tiksiniyorum. O kadar parayı bana verseler sabah seksen kilo akşam elli kilo olurum. Hatta olmam banane vücudumun suçu ne. Para için neden kendimi hırpalayayım türlü hastalıklara davetiye çıkarayım manyak mısınız oğlum siz. Totomun kenarları sizi. Belimin ağrısı hala geçmedi ama hırs yaptım bi kere. Yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik şunun şurasında. Heh mesela sevgililer günü dedi kapitalizmin koca ağzı. Ben hiç sevgililer günü kutlamadım. Sevgilim olsa da kutlamadım. Bu sene ne varsa kutlamak istiyorum oysa. Yılbaşını da kutlamak istedim. Çok başka şeyler olacak sandım ama ne oldu her seneki gibiydi her şey. Hayır kutlayıp da ne olacak zaten ama yine de hevesleniyor işte insan. İnsan insanı tatilde tanırmış. Eğlence macera kahkaha dolu bir tatil dedi. Bence bazı insanlar mesela ben tatilde daha uyumlu daha rahat olabilir. Nesini tanıyacaksın ki. Adamın kafası rahat huzurlu falan ne sorun çıkaracak sana hayır sen de aynı şartlardasın daha anlayışlısın. Zaten şimdi düşündüm de o lafın orijinali tatilde değil yolculukta. Neyse burdan da bir paragraf yırttık mesela. Bana bu aralar şeker hastaları gibi yemek sonrası uyku hali çöküyor. Ama uyumak için bile türlü yollardan geçmem lazım. Geceleri kollarım uyuşur sabahları köpekler havlaşır uyuyamazsın. Ben uykusuzken sinirli bir insan oluyorum. Normalde de pamuk gibi olduğum söylenemez ama daha bir çekilmez oluyorum işte uykusuzken. Nöbetlere nasıl kalacağım? Bunu benle birlikte atlatacak uyumlu insanlar arıyorum. Çünkü ben sinirlenince çok çirkin bir insan oluyorum. Hem fiziksel anlamda hem ruhsal anlamda. Yine konu bana nasıl geldi anlamadım. Çık lan burdan. Mesela bu dizi de çok bunaltıcı çok iç karatıcı. İnsan bi kere bile izlemek istemiyor bir de tekrarını veriyorsunuz arkadaş ya. Belim hala ağrıyor. Koltukta oturup yazmanın iyi geleceğini kim demişti ki zaten. Kazık saplanıyor gibi oluyor. İşte bu yüzden cerrah olamıyorum. Yoksa ohooo. Bir otuz üç kelime daha sonra geri sayım başlıyor iki yüzden. Konusu gelmişken dövme yaptırıcam. Benimkinin doğum tarihini beni ısırdığı yere ya da oraya da güzel bir şeyler düşünerekten çeşitlendiricem. Kuzum benim ben var olduğum sürece sen de ol. Hatta mümkünse benden sonra bile ol. Yine konuyu buralara getirdim çıkarmasını da bilirim. Ben eskiden ne çok yazardım. Kendime de öyle hayrandım ki yazdıklarımı tekrar tekrar okurdum. Hala da var biraz o ukalalık sanırım. Dönüp dönüp okumaya kalksam çıkamayacağım işin içinden diye gözümü kapattım yardırıyorum. Şimdi tıkı tıkı ne kafa ütüledin be diye isyan gelirse şaşırmam. Sabahtan beri yapsaydım bu işi. Ama bazı önceliklerim vardı onları yapmadan içim rahat etmezdi. Yaptım ve iyiyim. Günlerin su gibi akıp geçmesi için sabırsız bir şekilde kendimi yiyip bitirene kadar her anımın tadını çıkarabildiğim bir ateş almalık molalarım olduğu günlerdeki gibi yaşamalıyım. Şu an burda bunu yazmak belimin ağrısı olmasa çok keyifli. Ve annemle geçirdiğim her dakika kalan dakikalarımdan eksiltiyorsa onu hırpalamanın ne manası var. Ve şimdi bir çirkinlik yapıp bu kısmını geri sayacağım. Kırk otuz dokuz otuz sekiz otuz yedi otuz altı otuz beş otuz dört otuz üç otuz iki otuz bir otuz yirmi dokuz yirmi sekiz yirmi yedi yirmi altı yirmi beş yirmi dört yirmi üç yirmi iki yirmi bir yirmi yirmi on dokuz on sekiz on yedi on altı on beş on dört on üç on iki on bir on dokuz sekiz yedi altı beş dört üç iki bir ve bitti.